Turkhat.Com

Türklerin en dogru ve tarafsız haber portalı.

PO ile Işıl Tur’dan işbirliği

Petrol Ofisi, Işıl Tur ile yaptığı işbirliğiyle Positive Card sahiplerine 100 TL’ye varan indirim çekleri, ek taksit olanakları gibi çok sayıda avantaj sunuyor.

Petrol Ofisi’nin akaryakıt sektörünün en yaygın müşteri sadakat programı Positive Card’ın kullanıcıları puanlarıyla Işıl Tur’dan, yurtiçi tur ve yurtdışı otel rezervasyonlarında, konaklama, paket turlar ve uçak biletlerinde kullanılmak üzere 25-50-75-100 TL’lik indirim çekleri ve/veya yüzde 5 indirim alabiliyorlar.

Positive Card sahipleri, Işıl Tur ile gerçekleştirecekleri seyahatlerin ödemelerinde kredi kartına ek 2 taksit veya taksit erteleme imkanına da sahip bulunuyorlar. Ayrıca, araç kiralama hizmetlerinde puan harcamaksızın yüzde 10 indirim olanağı sunuluyor.

Haziran 25th, 2009 by admin

Umudumuz Uruguay sığırı

Türkiye’de damızlık olarak üretimine ilk kez Manisa’da başlanan Argus tipi büyükbaş hayvanların, meraya sahip bölgeler için bir kalkınma modeli olabileceği, bu cinsin üretimiyle et fiyatlarının düşmesinin sağlanabileceği iddia edildi.

İşte Uruguay sığırı Argus 

Manisa’da Türkiye’nin en büyükleri arasına giren etçil damızlık büyükbaş hayvan çiftliğini kuran Berre Hayvancılık şirketinin sahibi ve Manisa Ticaret Borsası Başkanı Arif Koşar, hayvancılıkta verimli türler konusundaki bir araştırma sonucu Uruguay, ABD ve Arjantin’de yoğun olarak yetiştirilen Argus cinsinin Türkiye şartlarına en uygun ve ekonomik getirisi en yüksek cins olduğunu saptadıklarını ifade etti.

Uruguay’a giderek yerinde incelemelerde bulunduklarını ve iki yıl önce deneme için 200 gebe hayvan alarak bu işe başladıklarını dile getiren Koşar, kısa zamanda iyi sonuç alarak damızlık hayvan sayısını bin 500′e çıkardıklarını söyledi.

Bu özellikleriyle ülkedeki nitelikli etçil damızlık büyükbaş hayvanda en büyük çiftliğe sahip hale geldiklerini bildiren Koşar, şu bilgileri verdi:

“Bu kapasiteye Türkiye’nin hayvancılıktaki potansiyeline ve Argus cinsine güvendiğimiz için ulaştık. 2 yıllık çalışma sonucu bu yıldan itibaren ülkenin değişik bölgelerindeki üreticilere hayvan göndermeye başladık.

Türkiye’de halen kullanılmayan 20 milyon dönüm mera var. Bu hayvan tipi merada çok düşük maliyetle yetişmesi nedeniyle yüksek kazanç getiriyor. Merada yetişen 15 aylık bir hayvan 650 kilograma ulaşıyor ve yüzde 63′lük et verimi sağlıyor. Türkiye’de şu anda et üretimi çoğunlukla verimi düşen süt hayvanlarından sağlanıyor. Bu da etin, hayvana yapılan yatırıma rağmen verim ve kalitesinin düşük olmasına fiyatının yüksek kalmasına yol açıyor. Türkiye’de insanlara ucuz ve kaliteli et yedirmenin tek yolu bu hayvanlardan geçiyor. Bu konuda iddialıyız.”

TARIM BAKANLIĞI’NA ÇAĞRI

Türkiye’ye yıllar önce getirilen Argus cinsinin iyi takip edilmediği için diğer cinslerle karıştığını, hedeflerinin bu soyu bozmadan tüm Türkiye’deki mera alanlarına yaymak olduğunu dile getiren Koşar, bu konuda hayvancıların desteğini gördüklerini ifade etti.

Geniş mera alanlarına sahip Doğu Anadolu, İç Anadolu, Ege ve Trakya’daki hayvancıların bu cinse ilgi duymasını beklediklerini dile getiren Koşar, şöyle konuştu:

“Özellikle valilerimizden büyük ilgi var. İl Özel İdaresi kanalıyla üreticiye hayvan dağıtmak istiyorlar. Bu konudaki taleplerin hepsine şirket olarak yetişmemiz mümkün değil. Tarım Bakanlığı’nın vereceği manevi destekle Argus cinsinin ülkeye hızla yayılmasını sağlayabiliriz. Zincirin halkalarını iyi oluşturursak süt ırklarındaki gibi et ırkını da sağlam temeller üzerine kurup ülkede hayvancılığın çıkışını sağlayabiliriz.”

Manisa’da ülkeye örnek niteliğinde bir tesis kurduklarını, burada sektörü eğitmeyi de hedeflediklerini kaydeden Koşar, ülkenin değişik bölgelerinden girişimcilerin tesise gelerek bilgi aldığını kaydetti.

Tesiste ürettikleri hayvanların bir bölümünden et üreterek satışını da yaptıklarını dile getiren Koşar, üretimi çok fazla olmayan kaliteli et tipi nedeniyle önde gelen restoranların tercihi haline geldiklerini ifade etti.

Haziran 25th, 2009 by admin

Yeni rotası Alaska

7 Eylül 2004’te Kalamış’tan demir alan Nazenin IV teknesi ile dünya turuna çıkan ve 657 günde dünya seyahatini tamamlayan Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, yolculuk boyunca tuttuğu notları derleyerek ‘Nazenin IV ile Devr-i Alem’ adıyla kitaplaştırdı. Rahmi Koç yeni bir dünya seyahati için Alaska’yı rota olarak gösterdi.

Rahmi M. Koç’un dünya turu sırasında değişik ülkelerden satın aldığı eski objeler, antikalar, el yapımı eşyalar da düzenlenen bir sergi ile Rahmi Koç Müzesi’nde deniz tutkunlarının ve ziyaretçilerin ilgisine sunuldu. Kitap satışından elde edilecek tüm gelir Rahmi Koç Müzesi’ne bağışlanacak.

Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un 2004 Eylül ayında çıktığı ve yaklaşık iki yılda tamamladığı dünya seyahatinde, Nazenin IV teknesinde aldığı notlardan oluşan ‘Nazenin IV ile Devr-i Alem’ adlı kitabın tanıtımı Rahmi Koç’un ev sahipliğinde dün gece Rahmi Koç Müzesi’nde gerçekleştirildi. 657 günde 55 limana uğrayarak 28 bin 276 deniz mili yol kat eden Rahmi Koç ve beraberindeki ekibin dünya turu macerasını anlatan kitabın tanıtımına iş ve sanat dünyasının önemli isimleri katıldı.

TANITIM GECESİNE YÜKSEK KATILIM

Davetliler arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan ve Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgöl de yer alırken, gecenin dikkat çeken bir önemli ismi de Fener Rum Patriği Bartholomeos oldu. Rahmi Koç’un kitap tanıtım gecesine oğulları Mustafa, Ömer ve Ali Koç, gelinleri Caroline ve Nevbahar Koç’un yanı sıra Semra Özal, Ali Müfit Gürtuna, İmren Aykut, Güler Sabancı, Nejat Basmacı, Can Kıraç, İnan Kıraç, Can Kıraç, Ethem Sancak, Fikret Öztürk, Atalay Şahinoğlu, Yılmaz Ulusoy, Cem-Ümit Boyner, Mustafa Taviloğlu, Hamdi Akın, Erkut Yücaoğlu, Mehmet Ali Berkman, Bülent Bulgurlu, Hüsamettin Kavi, Ergun Gürsoy, Tayfun Bayazıt, Faik Açıkalın, Mehmet Şuhubi, Halis Komili, Aldo Kaslowki, Beyti Güler gibi birçok isim katıldı.

“KAÇ PARA OLDUĞUNU HATIRLAMIYORUM”

Gecede basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ve yeni seyahat planlarıyla ilgili açıklamalar yapan Rahmi Koç, toplam 28 bin 276 mil yaptıklarını belirterek, “Bütün dünyayı bitirdik. Başımıza bir kaza bela gelmeden döndük. Ben her gittiğim yerden bir şey toplarım. Bu dünya seyahatinde bu zevkimi tatmin ettim. Gözümüz var, zevkimiz var. Ne bulduysak aldım. Kimi müzede kalacak kimi eve gidecek. Kaç parça olduğunu hatırlamıyorum ama görünce hangisini nerde aldığımı hatırlıyorum” diye konuştu.

“YENİ ROTA PANAMA KANALI ÜZERİNDEN ALASKA”

Yeni dünya turu için hazırlanan Nazenin V teknesi hakkında da bilgi veren Koç şöyle dedi :

“Nazenin V bitti, denize indi. Şimdi tetkikleri yapılıyor. Daha teslim almadık. Bundan sonraki hedefim Panama Kanalı’ndan çıkıp Batı Amerika sahillerinden Kanada, ordan Alaska’ya gitmek. Hava bakımından muayyen zamanları var. Çok sert havası var diyorlar, ben görmedim. Sıhhatimiz elverdikçe, tekneyi alınca ve denizi ben bizzat tetkik ettikten sonra yola çıkacağız.”

Bir gazetecinin gecede konuklara neden kuru fasulye partisi verildiği sorusuna Koç “Ucuz diye tercih ettik. Dünya turuna giderken kuru fasulye yaptık, dönünce kuru fasulye yaptık, kitap için de yapalım dedik” şeklinde yanıt verdi.

180 TON YAKIT, 630 TON SU VE 3 BİN SAYFA GÜNLÜK

Toplam 8 kişiden oluşan bir ekiple yaklaşık iki yılda ‘çocukluk hayalim’ dediği dünya turunu tamamlayan Rahmi Koç, seyahat boyunca her gün günlük yazdığını, 180 ton yakıt, 630 ton su harcanan seyahat boyunca yaklaşık 3 bin sayfa elle yazılmış not tuttuğunu açıkladı.

Kitabının tanıtım gecesinde ise konuklara hitap eden Rahmi Koç, çocukluğundan bu yana dünyayı denizden gezmeyi arzu ettiğini, bu işe cesaret ederek hayalini gerçekleştirmiş olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti. “Bu işi yapanlara her zaman imrenirdim. Büyük denizciler Sadun Boro ve Osman Atasoy’un kitaplarını büyük bir dikkatle okudum. Gayet mütevazı imkânlarla yapılan bu seyahatlerde yazılanlardan büyük ders aldım. Gerek ilerleyen teknoloji gerekse mali imkânlar bana bu seyahati çok daha rahat şartlar altında yapma imkânı sağladı” diyen Rahmi Koç, seyahat sırasında gittikleri yerlerden topladıkları eşyalardan oluşan serginin de, bu seyahati hatırlatacak bir unsur olarak deniz tutkunlarının beğenisine sunulduğunu söyledi.

657 GÜNÜN ÖZETİ: NAZENİN IV İLE DEVR-İ ALEM

Seyahatin ardından, aldığı notları tekrar gözden geçirdiğini ve sonuçta iki ayrı kitap hazırladıklarını belirten Rahmi Koç, “İsteseniz de istemeseniz de böyle bir seyahatte zamanla bir rutin oluşuyor. Haberleşme imkânı hemen hemen dünyanın her tarafında mümkün olduğundan gerek aile gerek memleket gerekse dış dünyayla daima temastaydık. Olan bitenden haberdar olduk, işlerimizle ilgilendik ve bu rutinde öğrendiklerimizi, dinlediklerimizi ve bunların getirdiği çağrışımları kaleme almaya çalıştık. El yazısı ile yaklaşık 2 bin sayfalık bir günlük oluştu. Bunlar okundu, düzeltildi, eksiklikler tamamlandı, tasnif edildi. Neticede ortaya iki kitap çıktı. Biri, hemen her günün her saatini aksettiren bir metin. Diğeri de teferruattan ve tekrardan uzak tutarak okuyucuyu sıkmayacak bir nüsha. İşte bugün bu versiyonu, ‘Nazenin IV ile Devr-i Alem adlı kitabımı sizin beğeninize sunmaktan büyük mutluluk duyuyorum” dedi.

“DÜNYAYI GEZDİM, EN GÜZEL ÜLKE TÜRKİYE”

1963 yılında uçakla dünyayı gezdiğini belirten Rahmi Koç, “O zamandan bu yana hem ülkeler, hem ekonomiler, hem rejimler hem de ben değiştim. Bütün dünyayı gezdikten sonra vardığım kanaat; dünyanın en medeni kıtası Avrupa, en güzel denizleri Akdeniz, Ege ve Marmara, en güzel ülkesi de Türkiye. Bu kanaate gelmek için dünyayı gezmek lazım mıydı? diye sorabilirsiniz. Bence lazımdı. Her şey, hayat değişiyor. Bu değişimi denizden izlemek, dünyayı denizden gezmek bana çok şey öğretti” diye konuştu.

Haziran 25th, 2009 by admin

TMSF Burgaz Rakı’yı satıyor

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, sahte bandrol iddialarıyla gündemden düşmeyen Hayyam Garipoğlu’na ait Burgaz Rakı’yı satışa çıkarıyor.

Hayyam Garipoğlu’nun yeğeni Cem Garipoğlu’nun işlediği iddia edilen cinayetin de etkisiyle şirketin imajının kötüye gitmesi üzerine satış sürecini hızlandıran TMSF, iki farklı kuruluşa değerleme yaptırarak satış takvimini belirledi.

Referans Gazetesi’nden Jale Özgentürk’ün haberine göre, Ahmet Ertürk’ün şu günlerde gündeminin ilk sırasında Burgaz Alkollü İçecekler’in satışı yer alıyor. Burgaz Rakı, Hayyam Garipoğlu’na ait. Garipoğlu ailesi ise son günlerde tatsız olaylarla gündeme geldi. Aile, önce sahte bandrol ve örtülü kazanç iddialarıyla, sonra da Münevver Karabulut’un hunharca öldürülmesiyle tartışılır oldu. Katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun amcası olan Hayyam Garipoğlu’nun TMSF ile ilişkisi ise batık Sümerbank’tan yaklaşık 300 milyon dolarlık borcu için yapılan protokolden kaynaklanıyor. Burgaz Rakı da bu protokol kapsamında TMSF’nin bir üye ile yönetiminde olduğu bir şirket.

Ertürk, bir süredir Burgaz Rakı’ya ilişkin iddialardan rahatsızdı. Soruşturmaları yakından izleyen Ertürk, Burgaz Rakı’nın satışı için düğmeye bastı. Ertürk, bu konuda şu açıklamayı yapıyor:

“Burgaz Rakı ile ilgili bizi de rahatsız eden gelişmeler oldu. Son iddialar da rahatsızlık verici. Sonuç olarak hisseleri bize rehinli bir şirket. Önümüzdeki günlerde satış takvimini ilan edeceğiz. İki ayrı kurumdan değerleme bekliyorduk. Geldi. Farklı değerleme sonuçları çıktı. Ortalamasını alarak bir değer tespit edeceğiz. Satış için ortam uygun görünmese de deneyeceğiz. Umudumuz satılacağı yönünde. Hayyam Bey istemiyor ama yaptığımız protokollerde Fon’un her zaman satış hakkına sahip olduğuna ilişkin maddeler var. Biz de o maddelere dayanarak bu satışı yapıyoruz. Daha önce de yine Hayyam Bey’e ait Antalya Liman İşletmeleri vardı. Onu da protokol devam ederken sattık, borca mahsup ettik. Bu borçlar çalışarak, kazanarak ödenecek borçlar değil. Ancak varlık satışı ile olur.” 
 
Ucuz fiyat uyguladı pazar payı yüzde 28′e çıktı

* Şirket, Burgaz Rakı, Ata Rakı ve Rakı Turka olmak üzere 3 marka ile piyasada.
* 2004 yılında Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde 40 milyon dolarlık yatırımla kuruldu.
* 25 rakı çeşidinin bulunduğu rakı pazarında 70′lik rakıyı 19.90 TL’ye çekerek, piyasada payını yüzde 28′e çıkardı.
* “Radikal” fiyat hamlesi, rakipleri tarafından ilk günden itibaren şüphe ile karşılandı.

Haziran 25th, 2009 by admin

Tarihi tütün deposu 7 yıldızlı otel olacak

Mülkiyeti Tanrıverdi Holding’e ait olan, Cumhuriyet’in ilk sanayi yapılarından Beşiktaş’taki tarihi Tütün Deposu, 7 katı yerin altında olmak üzere 14 katlı ve 7 yıldızlı otel olacak.

Otel inşaatı hakkında bilgi veren Tanrıverdi Holding Yönetim Kurulu Başkan Asistanı Aziz İba, Beşiktaş‘ta 1929′da mimar Victor Adaman tarafından yapılan ve Astro Tütün Deposu olarak yıllarca hizmet veren binanın, bir süre Grundig televizyon fabrikası olarak kullanıldığını belirterek, 1985′ten bu yana boş bulunan binayı Tekfen Holding’ten satın aldıklarını anlattı.

İba, metruk bir şekilde yıllarca boş kalan, zamanla tinercilerin yuvası haline gelen binayı temizlerken bir kamyon martı ölüsü attıklarına dikkati çekerek, “Satın aldıktan sonra binada aşırı derecede pire vardı. İnceleme yapmak üzere gelen Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu üyeleri içeri giremedi. Binayı temizledik, ilaçladık, sonra üyeler içeri girebildi” dedi.

Basında ve kamuoyunda Tütün Deposu’nun yıkılmasının sert eleştirilere neden olduğunu anımsatan İba, Tanrıverdi Holding’in, yolculuğu Sultanhamam’da başlayan 100 yıllık bir firma olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Firma olarak tarihin içindeyiz. Binanın ‘tarihi eser’ olması için başvuru yapanlardan birisi de biziz. Burayı satın aldıktan sonra belediye, kaymakamlık ve valilik bize sürekli yazı yazdı. ‘Binanın güvenliğini alın, taş düşüyor, insanlar açısından tehlike oluşturuyor’ diye. Bina yıllardan beri boş kaldığı ve herhangi bir bakım yapılmadığı için çok kötü durumdaydı. Oteli, gerçekten binayı onararak yapmak mümkün değildi. Tütün Deposu’nu kafamıza göre yıkmadık. Kurul, bu konuda çok ciddi araştırmalar yaptı. Defalarca rapor alındı. Yıkmadan yapılabilmenin çözümleri arandı. Bunun mümkün olmadığı ortaya çıktığında teknik olarak yıkılmaya karar verildi.”

Aziz İba, bina yıkılırken fotoğrametrik rölöve yapıldığını, her katın fotoğraflarının bilgisayar ortamına aktarıldığını anlatarak, otelin de kurul kararı doğrultusunda eski binanın birebir aynısı olacak şekilde inşa edileceğini, binanın tarihi eser olmasının sebeplerini gerektiren her şeyin korunacağını vurguladı.

Binanın, üzerindeki bir rölyeften ya da bir işlemeden dolayı değil, yıllarca insanların hafızasında bir kütle olarak yer aldığı, farklı cam büyüklüklerine sahip olduğu ve Cumhuriyet’in ilk sanayi yapılarından biri olduğu için tarihi eser ilan edildiğine dikkati çeken İba, sözlerine şöyle devam etti:

“Yıkıp yeniden yapıldığı zaman bunun aynısını yapmak çok kolay. Üzerinde bir el işçiliği yok, sıva ve boya. Sıradan bir bina. Özelliği olan bir bina değil. İnsanlar Dolmabahçe Sarayı yıkılmış gibi davranıyorlar, işin içini bilmedikleri için konuşuyorlar. Yıkmadan yapılabilseydi elbette öyle yapardık ama teknik olarak mümkün değildi. Otel, eski binanın birebir aynısı, kütlesi ve yüksekliği kadar olacak. Biz içinde oynayacağız. Farklılık içinde olacak, binanın içinde yaptıklarımızla farklı olacağız. Kurul kararı da binanın bir kütle olarak korunması ve galerinin korunması doğrultusunda.”

“AKVARYUM OTEL OLMAYACAK”-

Aziz İba, çalışmaya başlamadan önce hazırlatılan trafik raporunda 430 araçlık bir otopark ihtiyacı ortaya çıktığını belirterek, bu nedenle otelin 4 zemin katının otopark olacağını bildirdi.

Otelin yerin 7 kat altında, 7 kat üstünde toplam 14 kat olacağı bilgisini veren İba, “Aslında işin parasal olarak en fazla tutacak yönlerinden birisi de o kadar inmek. Biz burada farklı bir şey, Türkiye’de yapılmamış bir otel olmasını istedik” dedi.

İba, otelin işletmesini yabancı bir grubun yapacağını ve görüşmelerin sürdüğünü ifade ederek, sözleşmenin 2-3 ay içinde imzalanacağını söyledi.

Otel alanı içindeki tescilli tarihi eser ağaçların da korunacağını belirten İba, “Onlar bizim için otelden daha kıymetli” diye konuştu.

Aziz İba, otelin 7 yıldızlı olacağını, Türkiye’de kimsenin kullanmadığı kalitede malzeme kullanılacağını kaydederek, “Boğaz’da şu lokasyonda çok fazla yer yok. Bizim yerimiz denize sıfır olan binalardan çok daha iyi durumda” dedi.

İba, Deniz Müzesi’nin yeni projesi ile odalarının yüzde 85′inin deniz görür hale geldiğini bildirdi. Basında, “otelin akvaryum otel şeklinde inşa edildiği yönünde haberler” yer aldığını anımsatan İba, “Akvaryum otel olmayacak. Muhakkak akvaryumlar olacak ama camdan bakınca denizin dibini göremeyeceksiniz” diye konuştu.

BİNA ÜSTTEN ALTA DOĞRU YAPILACAK

Otelin 2012 yılının ilk aylarında tamamlanmasının planlandığını belirten İba, bugüne kadar yapılan çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi:

“Bugüne kadar dışarıdan gelecek suyu kesmek için arsanın çevresini diyafram duvarla çevirdik. Deniz taraflarında 50 metre, diğer yerlerde 40 metre yerin altına doğru duvarlar yapıldı ve 7-8 metre ana kayaya soketlendi. Şimdi kazıklar çakılacak. Binayı üstten alta doğru yapacağız. Önce bir katın betonu dökülecek, betonda kısmi boşluklar bırakılacak, sonraki aşamada bu boşluklardan aşağıya inilecek, toprak çıkarılacak ve bir katın daha betonu dökülecek. Yeni betonda da yine kısmi boşluklar bırakılacak, bu boşluklardan alt katın toprağı çıkarılacak ve bir beton daha dökülecek. En alt katın zemin betonu da döküldükten sonra eksik kalan yerleri tamamlayarak zemine çıkacağız. Türkiye’de bu büyüklükte bu şekilde yapılan bir başka otel yok.”

Projesi Piramit Mimarlık’tan Turgut Toydemir, statiği İrfan Balioğlu tarafından yapılan otelin kaba inşaatının 50 milyon dolara mal olacağını bildiren Aziz İba, otelin tamamlanmış halinin maliyetinin anlaşılacak grupla alakalı olduğunu söyledi.

İba, depreme dayanıklı inşa edilen otelin ana kayaya soketlendiğini anımsatarak, “Dolayısıyla deniz kenarında olmamız zeminin gevşek olduğu manasına gelmez, İstanbul‘da bir deprem olursa, otelimiz en güvenli yerlerden birisi olacak” dedi.

OTEL HAKKINDA

Mülkiyeti Tanrıverdi Holding’e ait olan otelin yüksekliği en tepe noktasında 27 metreyi bulacak. Otel, yükseklik sınırı 17,5 metre olan Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra sahilde yer alan ikinci yüksek bina olacak.

Zemin altı 7 ve zemin üstü 7 olmak üzere 14 katlı otelin inşaat alanının yaklaşık 19 bin 500 metre karesi tarihi bina olarak yer üstünde, 27 bin 500 metre karesi yer altında inşa edilecek.

Binanın zemin kattaki camları birleştirilerek, Deniz Müzesi’ne bakan kısımdaki orta bölümde duvar kaldırılarak, o kısım yelken biçiminde cam olarak tasarlandı.
Otelin zemin katı lobi olarak hizmet verecek. Bu katın denize bakan tarafında 600 metrekare büyüklüğünde 200 kişiye hizmet verebilecek nitelikte bir restoran tasarlandı. Restoranın hemen yanında bar olacak. Ayrıca bu katta bina ile ilgili bir müze ve iki dükkan bulunacak.

200 odalı otelin çatı eğimi nedeniyle beşinci ve altıncı katları çatı katı olacak. Otelin altıncı katının Dolmabahçe Caddesi’ne bakan kısmında iki dubleks oda tasarlandı. Bu katın denize bakan kısmında 308 metrekare büyüklüğünde her taraftan Boğaz’ın tüm noktalarını gören bir restoran hizmet verecek.
Otelin birinci bodrum katında SPA alanı, ikinci bodrum katında balo ve toplantı salonları, üçüncü bodrum katında teknik alan, depo, mutfak ve çalışanların dinlenme alanı olacak.

Haziran 25th, 2009 by admin

Kişisel bakım ürünlerinde gelişme var

Colgate Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Pura, kişisel bakım, temizlik ürünleri ve kozmetik sektörünün küresel krizin yarattığı durgunluk ortamında büyümesini sürdürdüğünü belirterek “Bu tablo sektörün ekonomik depreme karşı bir gelişme kaydettiğini gösteriyor.

Bizim sektörde tüketici talebinde süregelen bir artış var. Bu artışın bir kısmı insanların krizde kendilerini iyi hissetmek için psikolojik nedenlerle yaptığı alımlarla açıklanabilir. Ancak hem kişisel hem de temizlik ürünlerinde sağlıklı bir gelişmenin sürdüğü de açık” dedi.

Colgate Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Şirket Sözcüsü Ahmet Pura, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında kişisel bakım ve temizlik ürünleri sektöründeki gelişmeler ve Colgate’in yürüttüğü kampanyalar hakkında bilgi verdi. Colgate Türkiye olarak, istikrarlı bir büyüme grafiği izlediklerini ve her geçen yıl pazar paylarını arttırdıklarını kaydeden Ahmet Pura,Colgate’in Türkiye’de ortalama yüzde 10-14 civarında büyüdüğünü söyledi. Pura şöyle devam etti: “2009’da da benzeri büyüme oranlarını hedefliyoruz. Bu şekilde dünya genelindeki ortalamamıza yaklaşıyoruz. İstikrarlı büyümemiz Türkiye’de tüketimin artması ve pazarın hızlı gelişimi ile doğrudan bağlantılı. Ağız ve diş sağlığı alanında dünya genelinde lider bir marka olmanın verdiği sorumlulukla hayata geçirdiğimiz bilinçlendirme projeleri pazarın büyümesine ve sektörün gelişmesine katkıda bulunuyor”.

“ KİŞİ BAŞI DİŞ MACUNU TÜKETİMİ BATININ ÇOK GERİSİNDE”

Ahmet Pura, diş macunu ve diş fırçası alanında son üç yılda ciddi gelişim yaşanmasına karşın, kişi başı tüketimde Türkiye’nin ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin oldukça gerisinde bulunduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi: “ ABD’de kişi başına düşen yıllık diş macunu tüketimi 572 gram, İngiltere’de 480 gram, Almanya’da 589 gram, Avrupa’da en düşük miktara sahip olan İspanya’da ise 340 gram. Türkiye’de ise bu oran 105 gram civarında? ABD ve Avrupa’nın çok gerisindeyiz ama son 10 yılda gösterdiğimiz gelişime bakarsak önemli mesafeler kat ettiğimizi görürüz. 4-5 yıl öncesine kadar Türkiye’de kişi başına düşen yıllık diş macunu miktarı sadece 86 gram idi. Bugün ulaştığımız 105 gram seviyesi ortalama bir tüp diş macununa denk geliyor. Benim hayalim, öyle 300’lü gramlara kadar olmasa da en azından 150 gramlara ulaşmak”.

İLK BEŞ AYDA YÜZDE 14’LÜK ARTIŞLA 3 BİN 147 TON DİŞ MACUNU TÜKETİLDİ

Diş macunu tüketim rakamlarını da aktaran Pura “ 2008 yılında sektör olarak, bir önceki yıla göre yüzde 10’luk bir artışla, 7 bin 480 ton diş macunu tüketmişiz. Bir diş fırçalamada yaklaşık 1 gram diş macunu kullanılıyor. Bu da bize gösteriyor ki 2008 yılında 7 milyar 480 milyon kere diş fırçalamışız. 2009’un ilk beş ayındaki tüketim miktarı ise yüzde 14’lük artışla 3 bin 147 ton olarak gerçekleşti. Satış hacmi olarak baktığımızda 2008 yılında 180 milyon dolarlık, 2009’un ilk 5 ayında ise 64 milyon dolarlık bir pazardan bahsediyoruz” dedi.

DİŞ FIRÇASI PAZARI 96 MİLYON DOLAR

Diş fırçası tüketimine bakıldığında Türkiye ile gelişmiş ülkeler arasında önemli bir mesafe olduğunu hatırlatan Pura “ İsviçre’de kişi başına yılda iki diş fırçası düşüyor. Bizde ise sadece yarım diş fırçası. Diş macununda olduğu gibi diş fırçasında da çok yol kat ettik ama bu yeterli seviyenin çok gerisinde.Pazarın 2008 yılı satış verilerine göre büyüklüğü 96 milyon dolar seviyesinde. Diş fırçalama alışkanlığı ile ilgili verilerden sonra bir de bu işin uzmanlık tarafından birkaç istatistik vereyim. Türkiye nüfusunun yüzde 26’sı hayatında hiç diş hekimine gitmiyor. Yani 20 milyon insan diş hekimine uğramıyor bile. Yüzde 21’i ise son iki yılda diş hekimi yüzü görmemiş. Bu şu anlama geliyor ki yüzde 47’miz diş sağlığına pek önem vermiyor. Nüfusun yüzde 51’i ise dişi ile ilgili bir problemi olduğunda diş hekimine gidiyor. Düzenli olarak diş hekimine gidenlerin oranı sadece ve sadece yüzde 10 seviyesinde” diye konuştu.

DÜNYADA YÜZDE 44.9, TÜRKİYE DE 27.3 PAZAR PAYI

Colgate olarak ağız ve diş sağlığı sektörünün gelişmesine sadece ticari kaygılarla yaklaşmadıklarının altını çizen Ahmet Pura, asıl hedeflerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de ağız ve diş sağlığı bilincinin gelişmesi olduğunu söyledi. Colgate’in dünya ve Türkiye pazarındaki yerini de aktaran Pura bu konuda şu bilgileri verdi: “Colgate, dünya diş macunu pazarında yüzde 44,9’luk bir pazar payı ile liderliğini uzun yıllardır koruyor. Colgate’in Türkiye diş macunu pazarındaki payı ise yüzde 27,3 civarında. Diş fırçasında dünya genelinde yüzde 30’luk pazar payına sahip olan Colgate’in Türkiye pazarındaki payı yüzde 17,4. Colgate olarak Türkiye’de istikrarlı bir büyüme grafiği ile her geçen yıl pazar payımızı artırarak dünya genelindeki ortalamamıza yaklaşıyoruz”.

“2011’ E KADAR 2.5 MİLYON İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİSİNE ULAŞACAĞIZ”

Colgate olarak ağız ve diş sağlığının gelişmesi ile ilgili projelerinden söz eden Ahmet Pura, ağız ve diş sağlığı eğitiminin küçük yaşlarda oluşturulmasının öneminden yola çıkarak yaptıkları ‘Parlak Gülüşler, Parlak Gelecekler” isimli projenin bu alanda yürütülen en kapsamlı proje olduğunu söyledi. Pura bu konuda şöyle dedi: “ 2006 yılından beri uyguladığımız projenin Türkiye ortakları Milli Eğitim Bakanlığı, Ağız ve Diş Sağlığı Derneği ve TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuklar Vakfı). Dünya’da 1991 yılından beri uygulanan Parlak Gülüşler, Parlak Gelecekler, 80’den fazla ülkede ve 30 ayrı dilde her yıl 50 milyondan fazla çocuğa ve aileye ulaşıyor. Dünya’da, 2008 sonu itibari ile toplam 550 milyon çocuğa ulaşıldı. Türkiye’de ise şu an 1 milyon 100 bin ilköğretim üçüncü sınıf öğrencisine ulaşılmış bulunuyoruz. 2009 sonunda hedefimiz 39 ilde 1 milyon 250 bin çocuğa ulaşmak. Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladığımız 5 yıllık anlaşma 2011’de sona erdiğinde ise toplam 2.5 milyon çocuğa ulaşmış olacağız”.

SANAL DİŞ KLİNİĞİ

Ağız ve diş sağlığı bilincini geliştirmek ve bireylerin internet ortamında interaktif bilgi ve danışmanlık almalarına yardımcı olmak amacıyla Colgate, Türkiye’de bir ilk uygulama olduğunu açıkladığı ‘Sanal Klinik’ isimli web sitesini hayata geçirdi. Tüketiciler, ağız ve diş sağlığı konularında danışmak için internet üzerinden “Sanal Klinik” sitesini ziyaret edebilecekler. Colgate’in www.colgatesanalklinik.com adresinden hizmete sunduğu “Sanal Klinik”te ziyaretçiler adım adım sorulara cevap vererek şikayetçi oldukları genel ağız sağlığı ve diş sorunlarına yönelik bilgi alabilecekler. Görsel olarak diş kliniği şeklinde tasarlanan sitede ziyaretçiler verilen tüm bilgileri sesli olarak dinleyebiliyor.

Haziran 23rd, 2009 by admin

Hyundai’den bedava yakıt

Hyundai Yakıt Destek indirimi, kendi segmentlerinde ilk 5 ayda en çok tercih edilen binek modelleri olan Accent Era, Getz ve i10 ile birlikte Matrix Space ve H-1 hafif ticari araçlarında geçerli olacak.

Accent Era 1.4 litre benzinli, Getz ve i10 modellerinde 1.000 TL yakıt desteği indirimi sunulurken Matrix Space’de 1.200 TL ve H-1 modelinde de 2 bin TL yakıt destek indirimi sunuluyor. Hyundai Yakıt Destek İndirimi uygulaması 30 Haziran 2009’a kadar geçerli olacak.

Hyundai ayrıca halen herhangi bir Hyundai araç sahibi olan müşteriler için H100 Kamyonet alındığında 1.000 TL ve H-1 alındığında ise 1.500 TL ek indirim sunuyor.

Kısa bir süre önce iç ve dış görünümü yenilenen Hyundai Accent Era’da fiyatlar 20 bin 776 TL’den başlarken Getz’e 19 bin 808 TL’ye ve i10’a da 19 bin 171 TL’ye sahip olunabiliyor. Matrix Space’in fiyatları ise 18 bin TL’den, H-1’in fiyatları da 30 bin 50 TL’den başlıyor.

Haziran 23rd, 2009 by admin

Altın satışları canlandı

Konya Sarraflar ve Kuyumcular Derneği Başkanı Ziya Özboyacı, düğün sezonunun başlaması ve son 15 gündür fiyatların stabil seyretmesiyle altın satışlarında yaklaşık yüzde 50′lik bir artış yaşandığını söyledi.

Özboyacı, global krizin etkisiyle son aylarda altın fiyatlarında istikrarsızlık yaşandığını ve fiyatların çok sık değişmesinin altın piyasasını olumsuz etkilediğini belirtti.

Bu dönemde zaman zaman çok yükselen ve sürekli değişen fiyatlar nedeniyle yatırımcının kararsız kaldığını anlatan Özboyacı, “Altın fiyatları yükselecek mi, düşecek mi?’ düşüncesi yatırımcıyı tedirgin ediyordu. Bu tedirginlik altına olan talebin de düşmesine neden olmuştu. Ancak son 15 gündür fiyatlar dengeye oturdu. 22 ayar altının gramı 46-47 lira arasında seyrediyor” dedi.

Özboyacı, birçok çiftin, ekonomik kriz nedeniyle ertelediği nişan ve düğünlerini yaz aylarıyla birlikte yapmaya başlamasının piyasalarda belirgin bir hareketliliğe neden olduğunu belirtti.

Düğün sezonunun başlamasıyla birlikte beyaz eşya, ayakkabı, tekstil ve mobilya gibi sektörlerde yaşanan canlılığın, altın sektörüne de fazlasıyla yansıdığını ifade eden Özboyacı, “Son günlerde piyasalarda olumlu bir tablo var. Bu olumlu tablo altın piyasasını da etkiledi. Düğün sezonunun başlaması ve fiyatların dengeli seyretmesiyle son 10 gün içinde satışlarda yaklaşık yüzde 50′lik artış yaşandı. Düğün mevsimi dediğimiz Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında artışın devam edeceğine inanıyorum” diye konuştu.

GURBETÇİ ETKİSİ

Düğün sezonu ve fiyatların stabil seyretmesinin yanı sıra, tatillerini memleketlerinde geçirmek isteyen gurbetçilerin gelmeye başlamasıyla da altına ilginin arttığını belirten Özboyacı, öte yandan çiftçilerin tarımda yüksek verim beklentisine girmesinin de piyasaya olumlu yansımalarının olduğunu söyledi.

Özboyacı, düğün sezonunda çeyrek cumhuriyet altını, bilezik ve alyansa talebin arttığını vurgulayarak, “Herkes kendi bütçesine göre düğün takılarını alıyor. Alyans ve bilezik düğün takısının vazgeçilmezleri olduğu için bu dönemde satışlarda önemli oranda artış var” dedi.

Altın alırken insanların yatırım düşüncesiyle hareket ettiğini kaydeden Özboyacı, bu nedenle düğün alışverişlerinde daha az işçilik olan takıların tercih edildiğini de sözlerine ekledi

Haziran 23rd, 2009 by admin

Konutta krizli günler geride kalıyor

Toplu Konut İdaresi Başkanlığının (TOKİ) 2008 yılının ikinci yarısından itibaren başlayan konut satışlarındaki düşüş, 2009 yılının Ocak ayından itibaren yükselişe geçti.

ABD’de başlayan ve tüm dünyayı saran ekonomik krizin etkileri konut sektöründe etkisini azaltmaya başlaması TOKİ’nin satışlarına da yansıdı.

Piyasa şartlarındaki dalgalanma nedeniyle 2008 Eylül-Aralık döneminde 909 milyon liralık yatırım yapabilen TOKİ, 2009 yılının ilk 5 aylık döneminde yatırımlarını yüzde 66 artırarak, 1 milyar 518 milyon liraya çıkardı.

2009 YILI KONUT SATIŞLARI

Geçen yılın Ağustos ayında 5 bin 631 konut satışıyla rekor kıran TOKİ, piyasalarda başlayan dalgalanmayla birlikte sürekli düşüş eğilimine girerek, Aralık ayında bin 766 satış rakamına kadar geriledi.

Bu yılın Ocak ayında ise bin 894 konutun satışını gerçekleştirerek yükseliş trendini yakalayan TOKİ, Şubat’ta 2 bin 315, Mart’ta 3 bin 35, Nisan’da 4 bin 53, Mayıs ve Haziran’ın ilk yarısına kadar da 4 bin 921 konutun satışını gerçekleştirdi.

TOKİ tarafından yapılan satışlar bu şekilde devam ederse yıl sonuna kadar kriz öncesi rakamlara geri dönülmüş olunacak.

2009′un ilk 5 ayında elde ettiği 1 milyar 402 milyon liralık satış geliriyle 2003 ve 2004 satışlarını şimdiden geride bırakan TOKİ, 2008 yılında yapılan 3 milyar 807 milyon liralık satış gelirini yıl sonuna kadar geçmeyi hedefliyor.

TOKİ’DE YATIRIMLAR HIZ KESMEDİ

Krizli günlerin geride kalacağını hesaba katarak, yatırımlarına devam eden TOKİ, 2009′un ilk 5 ayında 127 yeni şantiye kurarak, şantiye sayısını bin 273′e çıkardı.

Yatırımlarına hız kesmeden devam eden TOKİ, ayda ortalama 6 bin konutun yapımını başlatarak, konut sayısını 363 bin 413′e yükseltti.

2009 yatırımlarını sadece konutla sınırlandırmayan TOKİ, 60 yeni okul, 38 spor salonu, 14 ticaret merkezi, 9 cami, 8 hastane, 1 sağlık ocağı, 10 yurt ve pansiyon ile 1 sevgi evinin yapımına başladı.

Öte yandan, TOKİ tarafından 2002-2008 döneminde satışa sunulan 346 bin 499 konuttan 306 bin 522’si satılarak yüzde 88′lik bir satış başarısı elde edildi. Yapılan satışlardan 22 milyar 777 milyon lira gelir sağlandı.

Haziran 23rd, 2009 by admin

Ontex Türkiye’yi üretim üssü yapacak

Türkiye’de başta çocuk bezi Canbebe olmak üzere Canlady, Canped markalarının üreticisi olan ve 2000 yılında Avrupa’nın hijyenik ürünler devi Belçikalı Ontex International Group’a katılan Astel, uluslararası pazarlarda ve iç piyasada daha etkin olmak amacıyla, bağlı bulunduğu grup olan Ontex’in adıyla faaliyetlerine devam etme kararı aldı.

Ontex International Group’un dünya CEO’su Michael Teacher, yeni bir dönemin başlangıcında olduklarını belirterek, “Artık Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya piyasalarına Türkiye’den ihracatımızı artıracağız. Bu bizim için bu basit bir isim değişikliği değil. Çünkü bu kimlikle Türkiye Ontex grubumuz içinde odak merkezi olacağı gibi, yeni yatırımlarda da en üst sırada yer alacak. Türkiye pazarı bizler için büyük fırsatlar sunuyor” dedi.

Türkiye Genel Müdürü Özgür Akyıldız ile birlikte İstanbul’da bir basın toplantısı düzenleyen Ontex Group’un dünya CEO’su Michael Teacher, yeni bir dönemin başlangıcında olduklarını belirterek, “Türkiye’deki şirketimiz Astel artık yoluna Ontex ismiyle devam edecek. Türkiye’de üretilen ürünlerin arkasında Avrupa gücünün olduğunu göstermek için bu değişimi yaptık” dedi.

Michael Teacher, Türkiye’nin özellikle Balkanlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine açılımda önemli bir rolü olduğunu ifade ederek, “Canbebe, Canlady ve Canped markalarının sahibi Astel Kağıtçılık’ın bünyemize katılması ile hem coğrafi hem de pazar payı anlamında önemli bir gelişme potansiyeli sağladık. Artık Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya piyasalarına Türkiye’den ihracatımızı artıracağız. Bizim için bu basitbir isim değişikliği değil. Çünkü bu kimlikle Türkiye Ontex grubumuz içinde odak merkezi olacağı gibi, yeni yatırımlarda da en üst sırada yer alacak. Türkiye pazarı bizler için büyük fırsatlar sunuyor” dedi.

“TÜRKİYE ÖZEL MARKALI ÜRÜNLER İÇİN BÖLGEDE ÜRETİM ÜSSÜ OLABİLİR”

Belçikalı hijyenik ürünler devi Ontex Group’un yıllık cirosunun 1.2 milyar Euro olduğunu aktaran Teacher, “Ontex çocuk bezleri,hijyenik pedler,tamponlar ve yetişkinler için hasta bezlerinde geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Ontex’in hijyenik ürünler pazarında 24 farklı kategorinin her birinde yüzde 50’ye yakın pazar payı var. Avrupa’nın en büyük ‘private label’ olarak adlandırılan özel marka üreticisiyiz. Ontex’in Helen Harper, Moltex ve Euron adıyla global markaları bulunuyor” diye konuştu.

Ontex Group’un 2000 yılından bu yana Türkiye’de 100 milyon doların üstünde bir yatırım gerçekleştirdiğini kaydeden CEO Teacher, ” 2000 yılında 10 makine ile başlayan yatırımlarımız şimdi 18 makine ile devam ediyor. Bu yatırımların içinde şirketin kendisinin dışında ilave makine hatları yenileme ve kapasite artırımı da var “ dedi. Michael Teacher, Türkiye’nin halen Yunanistan v Doğu Avrupa’ya ürün ihraç ettiğini, ayrıca Doğu Avrupa özel marka pazarının da büyümesinde önemli bir rol oynayacağını vurgulayarak, “ Özel etiketli ürünlerde Batı Avrupa’da çok yaygın. Doğu ve Orta Avrupa’da da bu ürünler hızla yaygılaşıyor. Dolayısıyla Türkiye, özel markalı ürünlerde Ontex için bölgedeki üretim üssü olabilir” görüşünü ifade etti.

“CİRODA EN BÜYÜK PAY YÜZDE 70’LE ÇOCUK BEZİNDE”

Toplantıda şirketin faaliyetleri hakkında bilgi veren Ontex Tüketim Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş Genel Müdürü Özgür Akyıldız, son beş yıl içerisinde hızlı bir büyüme kaydettiklerini dile getirerek , “Geçen yıllarda ortalama 50 milyon Euro olan ciromuz, 2008 sonu itibariyle 126 milyon Euro’ya çıktı. 2004′ten bu yana 2.5 kat büyüdük” dedi. Krizin en fazla etkilerinin hissedildiği son üç ayda, geçen yıla göre iç piyasada yüzde 40, ihracatta ise yüzde 50 büyüme kaydettiklerini belirten Akyıldız, 2009 için hedeflerinin de bu oranları yakalamak olduğunu söyledi. Mevcut ciro içinde ana kategoriyi yüzde 70’lik payla Canbebe çocuk bezi ve bebek bakım ürünlerinin oluşturduğunu aktaran Akyıldız, yüzde 30’lık kısmın da hijyenik ped ve hasta bezinden oluştuğunu ekledi.

Akyıldız, Ontex adını alarak, Türkiye’de çok çetin koşullarda süren rekabette pazar paylarını korumanın yanı sıra hracat performanslarını da arttırmak olduğunu belirterek şunları söyledi: “Ontex merkezden bize kaydırılan Avrupa Private Label (özel marka) işler de bu cirolara ulaşmamızda etkili oldu. Merkez için yaptığımız en büyük iş Lidl marketleri için ürettiğimiz Toujurs, Türkiye’de en çok bilinen ikinci marka olan Canbebe, Canlady ve pazarın lideri olan Canped hasta bezi markalarımızla yurtdışı pazarda da oldukça aktifiz. Toplamda 25 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz.”

İhracat pazarlarında en öne çıkan ülkelerin Cezayir’in yanı sıra Makedonya, Azerbaycan ve Gürcistan olduğunu kaydeden Akyıldız, “Özel markalı ürünlerin Türkiye’de ve bölgede yaygınlaşmasıyla bu alandaki ihracat potansiyelimizin daha da artacağını öngörüyoruz” diye konuştu.

-“CEZAYİR’ DE PAZAR PAYIMIZ YÜZDE 60”-

Ontex’in Avrupa’da 9, Türkiye, Cezayir ve Çin ile birlikte dünyada toplam 12 fabrikası bulunduğunu ve 33 milyonluk nüfusuyla Cezayir’in kendileri için önemli bir pazar olduğunu belirten Akyıldız, “Cezayir’de yeni fabrikamız bu yıl faaliyete geçti. 15 milyon dolarlık bir yatırımla bu tesisi gerçekleştirdik. Canbebe, Cezayir’de en çok tercih edilen marka. Burada çok yol aldık ve pazar payımız bu ülkede yüzde 60 seviyelerinde. Biz burada Türk malının kaliteli olduğu algısını yaratarak Türk firmalarının da önünü açtık” diye konuştu. 

“PAZARIN YÜZDE 70-75’İNE ÜÇ BÜYÜK OYUNCU HAKİM”

Türkiye’de yılda 2.3 milyar adet bebek bezi üretim ve tüketiminin olduğunu kaydeden Akyıldız, “Çocuk bezi pazarının büyüklüğü 590 milyon TL olarak hesaplanıyor. Biz Türkiye’de yılda 500 milyon adet çocuk bezi satıyoruz. Bu rakamla pazarda yüzde 20’lik bir paya sahip bulunuyoruz” diye konuştu. Akyıldız, çocuk bezinde yeni firmaların da girmesiyle rekabetin çok kızıştığının altını çizerken, sektörde esas olarak altı firmanın rekabet halinde olduğunu söyledi. Akyıldız,pazarın Ontex dahil yüzde 70-75’ine üç eski markanın sahip olduğunu, geriye kalan yüzde 25-30’lık bölümü ise diğer markalar ve açık bezlerin oluşturduğunu kaydetti.

KOLİ BANDI ÜRETİCİLİĞİNDEN DÜNYA ŞİRKETİNE

Ontex Tüketim Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş Genel Müdürü Özgür Akyıldız, şirketin gelişim seyrini şu sözlerle aktardı:

“Astel Kağıtçılık olarak 1977 yılında kimsenin adını dahi bilmediği Astel Koli bantlarını üreterek faaliyetlerimize başladık. 1990’da çocuk bezi, 1994 yılında hijyenik ve 1998’de ise hasta bezi üretimine başlayarak ürün yelpazemizi genişlettik. Bu genişlemeyle yabancı firmaların ilgisini çektik. 2000 yılında da Belçikalı Ontex Group tarafından satın alındı. Böylece yüzde 100 yabancı sermayeli bir şirket olduk.Türkiye’nin en büyük 228. sanayi kuruluşuyuz. Şirketimizin markaları ise Canbebe, Canlady ve Canped”.

Haziran 23rd, 2009 by admin